SON DAKİKA

Tembelliğe davet eden festival!

DERNEKLERKÜLTÜR SANAT

Prof. Dr. Kayıhan Pala: “Bursa’daki yüksek hava kirliliğinde kömür ilk sırada”

Bu haber 02 Ocak 2019 - 22:28 'de eklendi ve 109 views kez görüntülendi.

Bu yıl DSÖ tarafından ilk kez düzenlenen 1. Küresel Hava Kirliliği ve Sağlık Konferansı’na Türk Tabipleri Birliği adına katılan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala ile Türkiye’de hava kirliliğinin nedenleri ve sonuçlarına dair konuştuk.

Havada asılı partiküler maddelerin metreküpteki bir miktar artışının çok ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını, DSÖ’nün yaptığı araştırmalar sonucunda her bir metreküpte 10 mikrogram artışın kalp ve akciğer hastalıkları nedenli ölümlerde yüzde 5’in üzerinde bir artışla ilişkili olduğunu gösterdiğine vurgu yapan Pala, “Örneğin akciğer kanserinin yüzde 5’i partiküler maddelere bağlı ölümler. Bunlar artık son 5 yıldır DSÖ tarafından kanser yaptığı kesin olarak bilinen maddeler listesine eklendi. Sigara hiç tartışmasız akciğer kanserine yol açıyor. Ama hiç sigara içmeyen birisi havası kirli bir yerde yaşıyorsa o da akciğer kanserine yakalanabilir. Çünkü partiküler maddeler, akciğer kanserinin sigara gibi nedeni olarak tanımlanmış durumda” diye konuştu.

DSÖ’nün kriterlerine göre Türkiye’de hava kirliliği açısından sadece 1 ya da 2 ilin bu kriterlere uygun görüldüğünü belirten Pala, “Türkiye’de hava kirliliği açısından yaklaşık 20 il ciddi sorunlarla karşı karşıya. 50 kadar il ise hava kirliliği açısından problemli. Türkiye’nin çok büyük bir bölümünün özellikle partiküller madde kirliliği açısından risk altında olduğunu DSÖ’nün verilerinden görmek mümkün” dedi.  

‘Durum halk sağlığı açısından bu kadar riskli iken vatandaşın yaşadığı yerdeki kirli havadan kendisini koruyabilmesi mümkün mü?’ sorumuza ise Pala, “Ne yazık ki” diyerek olumlu bir cevap veremiyor ve ekliyor “Havası kirli bir yerde kişinin kendisini, çocuklarını, eşini koruması mümkün değil. Çünkü nefes almak zorunda. Bu da astımdan, akciğer kanserine kadar gidebilecek hastalıklar anlamına geliyor. Bu konuda bireysel bir kurtuluş mümkün değil” dedi. 

‘Sermayeye halkın sağlığı pahasına alan açılıyor’

 ‘Peki hava kirliliği önlenebilir mi?’ sorumuza Pala, tamamen önlenmesinin söz konusu olmadığını ancak yarattığı hasarın en aza indirilebileceğini bunun da bir tercih meselesi olduğunu belirterek şu örneği verdi: “Bursa’nın 50 km yakınında Orhaneli termik santrali var. Burası bir kamu santraliydi. Yaptığımız araştırmalarla bu santralin çevresinde yaşayanların sağlığının olumsuz etkilendiğini ortaya koyduk. Bursa’da da kamuoyu oluşturduk. Ve elektrostatik filtrelerin takılması ve sülfizasyonun doğru düzgün çalıştırılması için baskısı oluşturuldu ve santralde bunlar yapıldı. Sonra bu santral özelleştirildi ve bu santrali alan şirket bu önlemleri bıraktı. Ve santral çevresinde kara dumanlar yeniden yükselmeye başladı. Bursa Tabip Odası olarak Çevre Bakanlığı’na bu problemi ilettik. Çevre Bakanlığı’ndan bize gelen resmi yazı şuydu: ‘Özelleştirme koşulları arasında 2020 yılına kadar bunların kirliliği ile ilgili herhangi bir izleme, denetleme ve cezayı süreç uygulanmayacak’ oldu” dedi. Özel şirketlere ve sermayeye halkın sağlığı pahasına alan açıldığına işaret eden Pala “Muğla, Çanakkale, Zonguldak vb. çevresine bakın kömürlü termik santrallerin olduğu her yerde problem var. Bundan 5-6 yıl önce kanser haritası çıkarırken Sağlık Bakanlığı bir cümle sarf etmişti, o cümle kayboldu, o da şuydu: ‘Termik santrallerin çevresinde kanser görülme sıklığında artış olduğu.’ Bakanlığın böyle bir saptaması vardı, ki hiç şaşırtıcı değil. Ama bugün bu verilere ulaşmak da bir problem” dedi.

Yeşil Bursa’dan beton Bursa’ya

Yerel yönetimlere gelince, örneğin Bursa’daki yüksek hava kirliliğinin nedeninin endüstrinin kömür kullanmasının yanında, evsel ısınmada bedava ve kalitesiz kömürün dağıtılması olduğuna dikkat çeken Pala “Bursa ile ilgili iki şey bilinir bir ‘yeşil Bursa’ denilir artık yeşil değil, beton Bursa. Diğeri de Evliya Çelebi demiş ya ‘Bursa sudan ibarettir’, artık Bursa sudan ibaret değil kendi suyunu zor karşılıyor. Dolayısıyla yerel yönetimlerin de üstüne düşenler var” dedi. Tabi yurttaşların da sorumlulukları olduğunu hatırlatan Pala “Yurttaş da enerjiyi verimli kullanmalı. Temiz hava bir haksa, hakkı olanı talep etmek için mücadele etmesi de yurttaşa düşen bir sorumluluktur” diye konuştu.

Kendileri kullanmayıp başkalarına satıyorlar

Bir üçüncü kirlilik kaynağı olarak trafiğin de unutulmaması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Pala “Özellikle mazotlu, benzinli araçların trafikte yaygın olarak bulunmasından dolayı kirlilik üretiliyor. Almanya başta olmak üzere birçok ülke 2021’den itibaren kendi şehirlerinde dizel motorlu araçların kullanılmasını yasaklayacak. Bunun arkasında bu dizel araçların emisyonunun yarattığı hava kirliliği var. Ancak Alman sermayesi bu dizel araçları Asya ve Afrika’ya üretmeye devam ediyor. Bu araçların bizim gibi ülkelerde kullanılmasında ve satılmasında ise en ufak bir sıkıntı görmüyorlar” dedi.

Kaynak: Evrensel Gazetesi/Vural Nasuhbeyoğlu